Salı, Haziran 25, 2019

Engelli Çocuklar, Okullar ve Oyun Parkları

Engelli hakları alanında çalışan İdil Seda Ak, çocuğun en önemli öğrenme alanı olan oyun mekanlarında engelli çocukların görünürlüğünü sorguluyor.

Çocuklar ve kamusal alan dediğimizde aklınıza nereler gelir? Benim aklıma gelen iki mekan var: Okullar ve oyun parkları. Peki engelli çocuklar bu mekanlarda ne kadar varlar ve bu mekanlardan ne oranda yararlanabiliyorlar? Hadi elimizdeki istatistiklerle bu soruya yanıt aramaya çalışalım.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Mart 2017’de yayımlanan verilerine göre, 2016–2017 eğitim öğretim yılında toplam 17 milyon 319 bin 433 öğrenci örgün eğitimden yararlanmaktadır.[1] Bu sayı içinde örgün özel eğitimden ve kaynaştırma eğitiminden yararlanan toplam öğrenci sayısı 306 bin 205’tir. Diğer bir deyişle, engelli öğrenciler toplam öğrenci nüfusunun sadece %1,7’sini oluşturmaktadır. Fakat Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2011 Nüfus ve Konut Araştırması’na[2] göre bu yaş aralığında bulunan engelli çocuk oranı %6,7’dir. Bu orana göre, toplam öğrenci nüfusu içinde bulunması gereken engelli öğrenci sayısı 1 milyon 160 bin 402. O zaman akla gelen ilk soru şu olmuyor mu? Örgün eğitime dahil olamayan 854 bin 197 engelli çocuk nerede?

Eğitim, günümüz toplumunun en önemli medeniyet bileşenlerinden biridir. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un Mayıs 2015’te Kore Cumhuriyeti’nde düzenlenen Dünya Eğitim Forumu’nda yeniden altını çizdiği üzere “Eğitim bir ayrıcalık değil, herkes için doğuştan gelen bir haktır ve herkes tüm yaşamı boyunca bu hakka sahiptir.”[3] Engelli öğrencilerin gelişimleri düşünüldüğünde ise eğitim fırsatlarına erişmek hayati bir önem taşımaktadır. Ancak öğrencilerin eğitim fırsatlarına yeterince ulaşamadığı resmi verilerle de ortadadır. Gül’ün de belirttiği gibi, “engelli bireylerin yeterince iyi eğitim alamadığına dair sorun” ifade edildiğinde, “engelsiz bireylerin dahi hâlâ yeterince iyi eğitim alamadığı” cevabı verilmektedir.[4] Bu durum ne yazık ki iki önemli sorunun varlığına işaret etmektedir. Bunlardan ilki, kafalarımızdaki yaklaşımda hâlâ engelli bireyler ile engelsiz bireyler arasında bir hiyerarşinin var olduğudur. Buna göre, engelsiz öğrencilerin ihtiyaçları önceliklidir ve ancak bu sorunlar çözüldüğü takdirde engelli öğrencilerin sorunları için gerekli kaynaklar tahsis edilebilir. İkinci sorun ise engelsiz kişilerin, kendileri ve engelli kişiler için birbirinden ayrı iki çevrenin var olduğunu düşünüyor olmalarıdır. Dolayısıyla bir çevrede alınan önlemlerin diğer çevreyi etkilemediği düşüncesi hakimdir. Oysaki eğitim sistemi içinde herhangi bir grup öğrenci için alınacak özel bir tedbir ya da yapılacak makul düzenlemeler, istinasız tüm öğrencilerin bulundukları çevreyi etkileyecek, uygulamalardan doğrudan ya da dolaylı yararlanmalarını sağlayacaktır.

Eğitim istatistiklerine bakıldığında engelli çocukların engelsiz akranları ile beraber okul ortamında yeterince birlikte olamadıkları ortadadır. Peki çocuklar sokakta birlikte vakit geçirebiliyorlar mı?

Engelli hakları alanında uzun yıllardır çalışan biri olarak şu tip hikayeleri çevremdeki insanlardan sıklıkla dinledim: “Geçen sene yurtdışına gittiğimde sokaklarda birçok engelli kişi gördüm. İlk önce bu ülkede ne kadar çok engelli var diye düşündüm, sonra fark ettim ki aslında Türkiye’de de engelliler var ama sokaklarda değiller…” Maalesef bu hikayeler münferit bir gözlem değil, sıklıkla yaşanan bir gerçek. Ne yazık ki Türkiye’de birçok kentte engelli bireyler sokağa çok sınırlı sebeplerle çıkabiliyor (sağlık sebepleri nedeniyle hastaneye gitmek gibi), kentin sosyal ve kültürel imkanlarından yararlanamıyorlar. Kamusal alanlarda var olan erişilebilirlik sorunları bu kısıtlı durumun en önemli sebebi.

Tabii engelli çocuklar da bu durumdan nasibini alıyor ve onlar da kamusal alanlardan yeterince faydalanamıyorlar. Oyun parkları da yararlanamadıkları kamusal alanların başında geliyor. Sorumuza dönecek olursak, engelli çocuklar ne yazık ki engelsiz akranları ile sokaklarda, oyun alanlarında da birlikte yeterince vakit geçiremiyorlar.

Çocuğun en değerli öğrenme ve kendini keşfetme alanlarından bir tanesi de oyundur. Kamusal oyun alanları, oyunun keşfetme gücünü kullanarak çocuklara bir yandan arkadaşları ile vakit geçirmek için fırsatlar sunarken bir yandan da tanımadıkları diğer çocuklarla tanışma fırsatı sunan değerli mekanlardır. Çocuklar bu oyun alanlarında, kendi sosyal çevrelerinde var olmayan, daha önce farklı çevrelerde (okul ya da ailenin sosyal çevresi gibi) temas etme fırsatı bulamadıkları akranları ile bir araya gelme fırsatını doğal biçimde yakalarlar. Bu nedenle kamusal oyun alanları, engelli ve engelsiz çocukların birbirlerini keşfetmelerini ve kabul etmelerini sağlamak için çok önemli mekanlardır.

Erişilebilir Oyun Parkları

Engelli ve engelsiz çocukların bir arada vakit geçirebildiği erişilebilir oyun parklarının çocuklara sayısız faydası var. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

Engelli çocuklar bu parklarda aktif biçimde hareket etme olanağına sahip olacakları için parkta vakit geçirmek fiziksel gelişimlerine katkı sağlayacaktır.

Engelli ve engelsiz çocuklar birbirleri ile aynı ortamda vakit geçirirken sosyal becerileri gelişecek, birbirlerini daha iyi tanıma imkanına sahip olacaklar. Farklı ve benzer yanlarını daha yakından keşfederek tolerans, farklılıklar ve sosyal kabul ile ilgili kavramlar geliştirirler.

Bu parklarda var olan oyun materyalleri daha çeşitli bir etkinlik yelpazesi sunacağı için çocukların oyun kurma ve yaratıcılık becerileri gelişir.

Bu tip park alanları çocuklarına eşlik eden ebeveynlere de önemli bir etkileşim alanı sağlar. Engelli ve engelsiz çocukların velileri birbiri ile tanışma ve sosyalleşme imkanı bulurlar.

Oyun Alanları Nasıl Erişilebilir ve Kapsayıcı Hale Getirilebilir?

Oyun alanları tasarlanırken öncelikle bu alanları kullanacak olan çocuklardan fikir alınmalı ve tasarımlar bu görüşler ışığında yapılmalıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi de çocuğun katılım hakkından bahseder ve kendisini etkileyecek her konuda çocukların kendi görüşlerini ifade etmesinin önemini vurgular. Peki oyun alanları nasıl erişilebilir ve kapsayıcı hale getirilebilir?

  • Erişilebilir oyun alanları denince akla ilk gelen şey tekerlekli sandalyenin girebildiği oyun ekipmanları tasarlamak oluyor. Ama daha kapsayıcı alanlar tasarlamak için tekerlekli sandalyenin ötesini de düşünmek gerekiyor. Park ekipmanlarının tasarımları geliştirilirken farklı fiziksel koşullara sahip çocukları da düşünmek gerekiyor. Tüm çocukların oynamasına yardımcı olabilecek yer seviyesindeki ekipmanların oyun alanlarında olması çok önemli.
  • Motor koordinasyon bozukluğu olan çocuklar için oyun materyalleri de bu parklarda yer almalı. Örneğin, çoğu zaman motor problemler yaşayan Down sendromuna sahip çocuklar için nesneleri bir araya getirmek, tekerlekleri çevirmek veya nesneleri hizalamak gibi oyun olanakları çok faydalıdır.
  • Oyun parklarında duyu bütünleme sorunları olan çocuklar için de oyun alanları oluşturmak gerekir. Örneğin, duyu bütünleme bozukluğu olan otizmli çocuklar çoğu zaman oyun alanlarındaki yoğun gürültüden olumsuz biçimde etkilenirler. Oyun alanlarında onların rahatlayabileceği sessiz ve rahat alanlar oluşturmak (bağımsız oyun evleri gibi) önemlidir.
  • Farklı duyulara ve motor becerilere hitap eden alanlar oluşturmak çocukların becerilerini geliştirecektir. Örneğin, kum havuzları çocukların dokunma duyusunu hassaslaştırır, kaslarını ve el-göz koordinasyonlarını geliştirir, yaratıcılıklarını artırır ve zihinsel gelişimlerini destekler. Ancak açık alanlarda var olan kum havuzları özellikle kediler ve köpeklerin de en sevdiği mekanlardır. Çocuklar için –özellikle de alerjik hastalıkları olan çocuklar için- hijyenik koşulların sağlanabilmesi için kum havuzlarının korunaklı biçimde tasarlanması çok önemlidir.
  • Görme ve işitme engelli çocuklar, elleriyle keşfedebilecekleri dokulu yüzeylerden yararlanabilir. Ayrıca ses veya müzik yapmalarını sağlayan işitsel ekipmanlardan da oldukça keyif alabilirler.
  • Çarpma riskinin yüksek olabileceği noktalara (kaydırakların ve salıncakların altı) çarpmanın etkisini azaltacak ancak hareket etmeyi zorlaştırmayacak nitelikte yumuşak ve doğal materyaller döşenebilir.
  • Oyun ekipmanlarının üzerlerine nasıl kullanılacaklarına dair yazılı, görsel ve işitsel açıklama levhaları konulmalıdır.
  • Yetişkinleri de unutmamak gerek: Birçok engelli çocuk yetişkin refakatçilerinin desteği ile oyun parklarında vakit geçirmektedir, bu nedenle ekipmanlar tasarlanırken ve oyun alanına yerleştirilirken yetişkin refakatçiler için de çocukla birlikte oyun alanında yer alabileceği alanlar oluşturulmalıdır.[5]

Dünyadan Erişilebilir ve Kapsayıcı Park Örnekleri

Engelli çocukları olan ailelerin, çocuklarının oyun hakkını tesis edebilmek için kamusal oyun alanlarındaki mimari tasarımlarla mücadele edişinin ve değişim başlatmalarının güzel iki örneğini paylaşalım.

MagikMe!

MagikMe Budapeşte’de engelli çocukları olan aileler tarafından 2013 yılında kurulmuş bir girişim. Engelli çocuklarının, engelsiz akranları ya da kardeşleri ile evde eğlenceli vakitler geçirebildiğini gören, ancak aynı keyfi tasarımsal sorunlar nedeniyle oyun parklarında alamadıklarını fark eden bu ebeveynler, oyun parklarını değiştirmeye karar vermişler ve engelli çocukların da kullanabileceği park malzemelerini tasarlamaya başlamışlar. Özellikle kas ya da iskelet problemi nedeniyle salıncak gibi oyuncaklarda desteksiz oturamayan çocuklar için yatarak da kullanılabilecekleri park araçları tasarlamışlar. Şu an Budapeşte’de 30 farklı oyun alanında bu park araçları kullanılıyor ve MagikME ekibinin çalışmaları stratejik partner olarak UNICEF Macaristan tarafından da destekleniyor.[6]

Morgan’ın İlham Adası

Yaz sıcağının altında yapılacak en keyifli şeylerden biri suyun içinde vakit geçirmek değil midir? Su parkları da bu keyfin doruk yaptığı en eğlenceli yerlerden biridir. Ancak genellikle ailecek gidilen bu mekanlardan engelli çocuklar da yararlanabiliyor mu, hiç düşündünüz mü?

İşletmeci Gordon Hartman 2005 yazında bir otelde tatil yaparken, tekerlekli sandalye kullanan kızları Morgan’ın tatil yapan diğer çocuklarla birlikte suyun altında oynamadığını fark ediyor. Suyla oynamayı çok seven Morgan’ın akranlarından izole bu hali Gordon ve Maggie Hartman çiftini etkileyince onlar da engelli ve engelsiz çocukların birlikte oynayabileceği bir su parkını hayata geçirmek için kolları sıvamışlar. Haziran 2017’de Morgan’ın İlham Adası (Morgan’s Inspiration Island) adıyla San Antonio, Texas’ta açılan bu su parkı dünyada bir ilk. Parkın kuruluşunda doktorlar, fizyoterapistler, aileler, öğretmenler ve sosyal hizmet uzmanları dahil olmak üzere bütün detayları belirleyen kocaman bir ekip var!

Parkta bulunan tüm park araçları engelli çocukların erişimine uygun biçimde tasarlanmış. Parkta akülü (elektrikli) sandalye kullanan çocuklar da unutulmamış ve onlar için su geçirmeyen pilli tekerlekli sandalyeler hazırlanmış. Böylece akülü sandalye kullanan çocuklar parka geldiklerinde bu sandalyelere geçebiliyor ve suyun altında diledikleri gibi zaman geçirebiliyor.[7]


İdil Seda Ak hakkında: Boğaziçi Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamladı. Engelli bireylerin hakları, engellilik çalışmaları, eğitim hakkı, özel eğitim ve bütünleştirme, engelli kadın hakları, bağımsız yaşam, engelli kişilerin yasa önünde eşit tanınması ilgilendiği temel çalışma konularıdır. Aldığı akademik burslar sayesinde Fransa’da Handas Institute’de ve Avusturya’da Karl-Franzens-Universität Graz’da BM Engelli Hakları Sözleşmesi hakkında araştırmacı olarak çalışmıştır. Türkiye’ye döndükten sonra Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen “Özel Eğitimin Güçlendirilmesi Projesi”nde özel eğitim asistanı olarak görev almıştır. Halen RUSİHAK tarafından yürütülen Farklılıklarla Dolu Bir Sınıf Projesi’nin proje koordinatörü olarak çalışmaktadır. Engelli Kadın Derneği’nde (ENGKAD) yönetim kurulu üyesidir.

Kaynak

İhale Duyuruları